Çelebiler Mahallesi

 

        Aya bak, yıldıza bak

        Suya giden kıza bak.

        Güzeller pay pay olmuş,

        Bize düşen kıza bak.

        Annemden dinlediğim, Çelebiler’de yakılmış bir türkünün sözleriyle yazıma giriş yaptım.

         İlçemizde iki mahalle muhtarlığı var. Merkez Mahallesi, Çelebiler Mahallesi. Nahiye döneminde köy olan Çelebiler, Çatalzeytin 1954’te ilçe olunca belediyenin kurulmasına destek için mahalle oldu. Mahalle oluşunda Çelebilerli çarşı esnafının büyük rolü var. İşte o özverili esnaflar. Kunduruca Mehmet Doğan (Aslanın Mehmet), Kunduracı Hamdi Erdoğan (Efe Ahmet’in Hamdi), Kunduracı Hamza Erdoğan (Efe Ahmet’in Hamza), Kunduracı Mehmet Altıntaş (Yanık Mehmet), Yorgancı Hamza Öztürk… O yılllarda çarşıdaki kunduracıların çoğunluğu Çelebilerli idi.

        Çelebiler Mahallesi beş kümeden oluşuyor. Ayvazköyü (Gemiciler), Sıcakköyü, Kemalköyü, Mustafaaga, Çelebiköy. Benim dokuz yaşıma kadar çocukluğum Gemiciler’de geçti. Bu yazım “Çelebilerlisin köye çıkmıyorsun.” diye sitem edenlere yanıt olacak.

                               Samsun’da oto tamirciliği yapan çocukluk arkadaşım Özkan Yalçın’ın (1954) 17 Temmuz’da Çelebiler’deki defin merasimine katıldım. Özkan benden iki yaş küçüktü, dünyamızdan koptu gitti. Gurbet ellerde ömür geçirdi. İlk durak Karabük daha sonra Samsun. Kardeşleri İdris Konya’dan, Osman Karabük’ten, Hüseyin Antalya’dan gelerek cenaze merasimine katıldılar.

      Çocukluk anılarım canlandı. Her yanında ayak izlerim olan tarlalar, ormanlar fısıldaştılar. YİBO’nun yapıldığı Büyükdüz, Aliköy, Gölünyanı, Ağlaarkası, Çamlık, Meşelik, Suyunbaşı, Kavlakyanı, Kahyanınyeri, Kumluk, Düzgöynük, Kayanınaltı, Alacıklar, Kavlakpınarı çobanlık yaptığımız hayvanları unutup evcilik oynadığımız yerlerdi. Küçücük mekanda ne büyük dünyamız vardı. Alaboyun Raşit’in torunları Mesut, Muzaffer; Çataklı Hasan’ın torunları Özkan Osman, Hüseyin, İdris; Ali Muhtarın torunları Elmas, Remziye; Hamza Öztürk’ün torunları Osman, Leyla; Tenekeci Hüseyin’in çocukları Yusuf, Yüksel, Saliha aklıma gelen oyun arkadaşlarımdı.

        Bugünkü gibi tüketici değil, üretici çocuklardık. Köy yerinde bakkal yoktu oyuncak almaya. Çakıl taşından misket, çam ağacından sakız yapardık. Eskimektep yerinden Süleyman Dayımın öncülüğünde çamdan kesip yaptığımız arabaların tekerlerine inek yağı (tereyağı) sürerdik.

        En büyük eğlencemiz Akçay’a Nuri’nin değirmenine, İnanya Çayına Kahya’nın değirmenine gitmekti. Eşekleri yükler, ellerimizde oltalarla köyün çocukları değirmen yoluna koyulurduk. Değirmende sıraya girer eşekleri bağlar balık peşine düşerdik. Mercan, güğüt, bıyıklı tutardık. En büyük bıyıklıyı tutan günün kahramanı olurdu. Bazen kervana annelerimiz de katılırdı. Kireç Ocağından Çürükkaya’ya kadar Akçay boyu bostan yerlerimizdi. Bostanlardan Akçay deresi görülmezdi. Çok verimli bostanlardı.

      Babam Mustafa Öztürk Çelebiler’in öğretmeniydi. Ben birinci sınıfa başladığımda 1959-1960 ablam Günay üçüncü sınıfa ağabeyim Gökay dördüncü sınıfa gidiyordu. Sıcakköyündeki okula Gemiciler çocukları hep beraber güle oynaya giderdik. Bazen yollarda şakalaşır, dövüşür, güreşirdik. O yıllarda Hamidiye çocukları da Çelebiler’e gelirdi. Babamın lojmanda bite-pireye önlem olarak çocukların saçlarını önce makasla sonra jiletle kestiğini anımsıyorum.

     Irgatlar kurulur, Sıcakköyü düzlüğünde bayram yemekleri yenilirdi. Irgata binmek, met oynamak, esir almaca oynamak ne büyük mutluluktu. Bayramda daha çok yetişkinler oynar, biz çocuklar seyrederdik.

     1960’da babam Çatalzeytin’e Maarif Memuru oldu. Ailece çarşıya indik. Kedimiz Pamuk ile birlikte Özdemir Çınar’ın ahşap evinin birinci katına taşındık. Beni çok seven gür bıyıklarıyla unutamadığım bir sima olan Hasan Öztürk’ün (Mucuk Hasan) köpeği Akkuş’tan ayrılmak bana ne kadar çok zor gelmişti.

     Hafta sonları ağabeyim, ablamla birlikte  köyün yolunu tutardık. Çarşıya bir türlü alışamamıştım. Çarşı çocukları bizi  dışlardı. Köye vardığımızı duyan Makbule Teyze (Alaboyun Raşit Muhtarın eşi) bizi eve çağırırdı. Lezzeti hep damağımda olan kızılcık turşusu, tarhana çorbası, yumurta pişirir bizi doyururdu. Ne muhterem kadındı.

        Çamurlu yollara bata çıka annemin baba köyü Kemalköyüne Çavuş Dayıma giderdik. Ocaktaki nefis fasülye çorbasını beğenmez “Tavuklar iki dört yumurtlasın, bana fasülye çorbası” diye itiraz ederdim.  Ailemizin neşe kaynağı şen şakrak insan Şaziye Yengem tereyağında yumurta pişirip önüme koyardı.

        Çelebiler özveri gösterip mahalle olmuş. Aradan altmış yıl geçmiş her köy suya yola kavuşmuş Çelebiler halen 1954’te. Mezarlıklar darma dağınık. Beş kümeden biri olan Gemiciler’de on ayrı noktada mezarlık var. Belediye gidene de gelene de seyirci. Ölenlere saygımız olsun. Mezarlıklar toplu ve düzenli olsun.

        Belediye Başkanı Uğuz son yerel seçim konuşmasında 31.05.2014’te Çelebiler’i anımsadı. “Çelebiler ihmale uğradı. Yeni dönemde bu mahalleye hizmet vereceğiz.” dedi.

        Uğuz’a verdiği sözleri unutturmayacağız. Hizmet için Çelebiler’in ivedilikle imar planı yapılmalı. Su olmadan, yol olmadan yaşam olmaz.

        Çelebiler’in ulaşımına da bir el atılmalı. Bir sabah bir akşam olmak üzere minibüs seferi konulmalı. Minibüs Çelebiler alt yoldan Hamidiye, Kayadibi, Çağlar yolundan giderek üst yoldan dönüş yapmalı.

         Eski bir çocuk şarkısının sözleriyle yazımı bağlıyorum.

          Orda bir köy var uzakta,

          O köy bizim köyümüzdür.

          Gezmesek de tozmasak da,

          O köy bizim köyümüzdür.

İlginizi Çekebilir.

Yazarın Diğer Yazıları Emin Türkay Öztürk