Akçay’ın Gözyaşı – Adnan ÇETİNKAYA

İstanbul Sultangazi’deki Çatalzeytinliler Derneği  binasında, “Çatalzeytin Âşıkları Çevre Platformu” tarafından düzenlenen “HES Bilgilendirme Toplantısı” yapıldı.

Bu toplantının başlarında sevgili hemşehrilerim olayın ehemmiyetinin farkında değildi. Fakat bizler toplantının verimli olacağından emindik. Platform Başkanı Emin Türkay Öztürk, Platform Üyeleri Erdal Şen, Eğitimci Ergün Usta, Şair Tahsin Şentürk, Elektrik Mühendisi Celal Özdemir ve ben konuşmalarımızda Hidroelektrik Santrallerinin doğal çevre ve insan yaşamına zararları hakkında bilgi vermeye çalıştık. İnanın günün sonunda aldığımız destek keyif vericiydi.

Peki, HES nedir?

HES geniş açılımı ile Hidroelektrik Santrali’dir. Bir Hidroelektrik Santrali köyümüze neden kurulmasın? Elbette ki yöremiz insanlarında küçükte olsa heyecan uyandıran bu Elektrik santrali fikri bizleri neden irrite etsin?

Doğa Derneği baraj inşaatlarının Türkiye’deki doğal yaşam üzerinde en büyük tehditlerden biri olduğunu ortaya koydu. Çevresel etkilerinin nerdeyse göz ardı edildiği bu inşaatlar bir doğa katliamına sebep oluyor. Bu projelerden biri sesi hind ormanlarındaki kuş cıvıltılarını andıran, hala körpe, cilveli Akçay’ımıza yapılmak isteniyor.

Bilindiği üzere barajlar yapay olarak oluşturulmuş büyük ve ya küçük göletlerdir. Bir akarsu önüne çekilen duvarın arkasında biriken su, düzeyi yükseldikten sonra geniş bir baraj gölü oluşturulmuş olur. Barajın göl tarafına bakan duvarın alt kısımlarında, suyun diğer tarafa geçmesini sağlayan kapaklar vardır. Kapaklar açıldığında, su aşağı doğru eğilimli yoldan hızla akmaya başlar ve yolunun üzerindeki türbinin pervanelerine çarparak dönmelerini sağlar. Bu türbin 172 ton ağırlığında olabilir ve dakikada 90 tam devir yapabilir. Su türbinleri, yapı olarak yel değirmenlerine benzer ve tek farkları dönmeyi sağlayan enerji kaynağının rüzgâr değil, su olmasıdır. Bu türbin şaft denen bir çubukla jeneratöre bağlıdır. Türbinin hareketiyle jeneratörün içindeki bir dizi elektromıknatıs dönmeye başlar. Ortaya çıkan manyetik alan bir elektrik akımı üretir. Buraya kadar baktığımızda normal görünen elektrik üretim işi, bölgemize planlanan HES’ de tam olarak böyle değildir. Farkı biraz daha küçük bir baraj olması ve altta bulunan kapaktan çıkması gereken suyun dere yatağına değil, 1,5 – 2 metre çapında borularla taşınmasıdır. Basit anlatımla, suyun hızlanması için dere yatağı boyunca değil, çevrede dolandırılarak hız kazanarak elektrik üretecek türbine ulaştırılmasıdır. Bu türbin öğrendiğim kadarı ile Çatalzeytin’ de kurulacak. Yani Suçatı’ndan alınan su toprakla temas ettirilmeden Çatalzeytin’e kadar taşınacak ve elektrik üretimi gerçekleştirilecek.

Demek oluyor ki, köyümüzün Akçay’ı tutsak edilerek yöremiz susuz bırakılacak. Oluşacak tepkileri bertaraf etmek için %5 ila %10 gibi bir miktarın Akçay’ımız için cansu’yu olarak bırakılacağını söylüyorlar. Hâlbuki can suyu en az % 40 olmalıdır. Aksi halde bu can suyu olamaz Olsa olsa “Akçay’ın Gözyaşı” olur. Ayrıca, tarlaları sulamak için gereken sulama kanalları nerede?

Akçay’ın suyu kesilince hep aynı yerden su içmeye alışkanlık haline getirmiş olan yaban hayvanlarımız, börtü-böcek nasıl yaşayacak? Yerüstünden altına sızarak oluşmuş yer altı akarsularımız nereden beslenecek?

Bölgenin başka taraflarında yeraltından kaynayan su artık olmayacak. Oradaki toprak ve diğer mahlûkat susuz kalacak.

Duvarın öbür tarafında biriken su ise ayrı bir felaket. Toprak altında yaşayan küçük canlılar, su altında kalan onlarca yıllık ağaçlar, onlarca çeşit canlı… Her biri için ayrı bir kıyamet.

En önemlisi, bu barajlar suyu işlendikten sonra insanları hasta eden, hayvanları öldüren zehirli atıkları için kim ne diyecek. Yoksa bu yazımın ardından ben de rahmetli Cemil MERİÇ gibi “bir dereye taş attım hiçbir kurbağadan ses çıkmadı” mı diyeceğim ?

Deresi kuruyan, balığı tükenmiş, ormanı yok olmuş, yerel tohumlarını kaybetmiş bir yörede, nasıl bir doğal yaşamdan bahsedilebilir. Doğanın korunarak kullanılması ilkesine neden sadık kalınmıyor. Böyle bir inşaatın yapımında mutlaka yer alması gereken ÇED Raporuna neden gereksinim duyulmuyor?

Güzel Türkiye’mizin yeşil bakımından gurur duyulacak tek bölgesi Karadeniz, sanki kıskanılmışçasına, nazar değmişçesine tahrip edilmek isteniyor. Bu gibi tahribatlar “Küresel Isınma” sonucunu doğurmadı mı? İnsanlığın geleceği tehlikeye girmedi mi?

Ucuza enerji üretmek uğruna hiçbir olumsuz çevresel zarar düşünülmeden girişilmiş bu işe “hayır” demek bizce milli bir ödevdir. Bu yürütmenin acilen durdurulması gereklidir. Haber7.com’un 29 Nisan 2010 da yayımlanan haberini olduğu gibi aktarmak istiyorum.

Rize İdare Mahkemesi, il merkezindeki Ambarlık Regülâtörü ve HES Projesi için yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Derelerin Kardeşliği Platformu Dönem Sözcüsü Ömer Şan, yaptığı yazılı açıklamada, yurt genelinde, özellikle de Doğu Karadeniz’de yapımı planlanan 1700 hidroelektrik santral (HES) projeleri ile ilgili demokratik ve hukuksal mücadelelerini sürdürdüklerini belirtti.

HES projelerine karşı yöre insanlarıyla birlikte açtıkları davalarda birçok yürütmeyi durdurma ve iptal kararı verildiğini ifade eden Şan, buna karşın HES yapımcı firmalarının yargı kararlarını hiçe sayarak çalışmalarına devam ettiğini ileri sürdü.

26 PROJE İÇİN YÜRÜTMEYİ DURDURMA VEYA İPTAL KARARI VERİLDİ

Yaklaşık bir yıl önce Rize kent merkezi ile 10 belediye ve 26 köyü kapsayan, yaklaşık 300 bin kişinin içme suyu ihtiyacını karşılayan Andon İçme Suyu Tesisleri’nin de bulunduğu Salarha Vadisi’nde yapımı planlanan Ambarlık Regülatörleri ve HES projesi için Çevre ve Orman Bakanlığınca verilen ”ÇED gerekli değildir” kararının iptali ve yürütmesinin durdurulması amacıyla Rize İdare Mahkemesi’nde dava açtıklarını ifade eden Ömer Şan, şunları kaydetti

”Mahkeme, davada sürecin devam etmesi halinde telafisi imkânsız sonuçların doğabileceği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması yönünde karar verdi. Bu kararla birlikte HES projeleri hakkında mahkemelerce verilen yürütmeyi durdurma ve iptal kararları 26’ya ulaşmış oldu. Bölgemizin bütün vadilerinde akan derelerimiz üzerinde yapımı planlanan HES projelerinin, doğal yaşam alanlarımıza geri dönüşümsüz zararlar verdiği gerçeği bilimsel raporlarla ve yargı kararlarıyla defalarca kanıtlanmıştır. Bu gerçeğin Çevre ve Orman Bakanlığı yetkilileri ile diğer yetkililer tarafından da kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle HES projelerine ilişkin gerekli önlemlerin alınması ve projelerin bir an önce durdurulması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.”

İlginizi Çekebilir.

Yazarın Diğer Yazıları Editör